hey-hât
Şu hayat kitabının sayfalarını atlamak için buruşturuyorum parmaklarımı bugün,
Bugün insanlar uzak geliyor,
Asla tırmanmaya mecalim olmayan bir dağın zirvesi gibi.
Soğuk geliyorsun hayat,
bir zamanlar aile,
şimdi yabancı olan yüzler misali.
Sen bugün kokusunu bilmediğim, elime almadığım topraklara vatanım,
demek gibisin.
Sen sonbaharı bahane edip,
dalından kopmaya niyetlenmiş kestane ağacının yapraklarısın bugün.
Kalbimde taptaze yaşar iken,
kara toprağı bahane edip çürüyen,
mezarını ise kuru bir elveda eden vücutlarsın.
Kadın olmanın kutsal değil hapis olduğu topraklarda,
bi’ cüret bana kadınlığımı hatırlatan diktatör;
bir zamanlar evim,
şimdi ise zindanım olan dört duvarsın sen.
Duymayan kulak,
hatırlamayan kalp,
bilmeyen akıl,
konuşamayan dudaklarsın.
Sevdiğine dokunmaya cesaretsiz sevgilinin buz tenisin sen.
Yakılmış aşk mektupları, ve onların tükenmiş sevdasından kalan
bi çare külleri, acımasızca eserken savurup geçen rüzgarsın.
Vefasız dostum hayat, sen bugün halimi sormazsın.
Sen bugün derdimi dünkü samimiyetinle dinlemezsin.
Sevmeye hasret annenin, sevilmeye hasret yavrusunun isyan çığlıklarısın sen!
Aldatılmış bi’ mecnunun hayal kırıklığı,
Unutamamış yazarın sağ orta parmağına batan kalem kadar acı ve tatsızsın.
Hayat
Sen bugün hiç sen değilsin!
Okumaya cesaret edemediğim şu sayfalarını çevirmek isterken ben,
kaderime onları kelime kelime işleyensin sen.
Söyle hey-hât, ne yapayım senin bu acı sayfanı ben!
Sen bugün hiç sen değilsin!
-Reyhan

Comments